Berberlerin İç Dünyasına Yolculuk

Berberlerin İç Dünyasına Yolculuk
Blog Yazarı: BaranAkpolat

REC: Bambaşka Bir Korku Filmi Deneyimi

REC: Bambaşka Bir Korku Filmi Deneyimi
Blog Yazarı: BaranAkpolat

Seneye Görüşürüz Esprisi Yapan Adamın Halet-i Ruhiyesi

Seneye Görüşürüz Esprisi Yapan Adamın Halet-i Ruhiyesi
Blog Yazarı: BaranAkpolat

Para Kazandıran Siteler

Para Kazandıran Siteler
Blog Yazarı: BaranAkpolat
ıssız adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ıssız adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Berberimi Aldatmak...

29 Aralık 2009 Salı



Yaklaşık bir dakikadır bana bakıyordu...

Ben ise gözlerimi ondan kaçırıyor, gözlerinin içine bakacak cesareti bir türlü bulamıyordum. O geçmek bilmez bir dakikanın sonunda nihayet beni biterecek, sonumu hazırlayacak o olümcül kelimeler dudaklarının arasından dökülmeye başladı:

- Saçlarını kestirmişsin...


Susuyordum. Tam birkaç kelime söylemek için ağzımı açmaya yeltendim, fakat ne diyecektim ki? Sessiz kalmanın, söyleyecek bir şeyim olmamasının bende yarattığı zayıflığı fark etmiş olacak ki, daha da üzerime gelmeye, yaşadığı duygusal travmanın etkisiyle daha da çirkinleşmeye, bayağılaşmaya başladı:


- Hayret yahu, senin saçlarını kestiğimi de hatırlamıyorum bu aralar. Zira enseye yeterince
bombe verilmemiş, favorilerin ise biri uzun, diğeri kısa... Bu kadar kötü bir model benim elimden nasıl çıktı anlamıyorum ki?


En sonunda bir şeyler söylemeyi başardım. Belli belirsiz, kelimeleri yuvarlayarak ağzımdan çıkartmaya çalıştığım sözcükler, zaten yeterince aciz olan beni daha da acizleştiriyordu:

- Hasan abi, ayıp ediyorsun...
- Ben mi ayıp ediyorum Baran... dedi ve ekledi:

- Ben miyim ayıp eden?

Artık sesi ağlamaklı çıkıyordu. Gözlerinden süzülmesine izin vermediği birkaç damla gözyaşı adea gözlerini yakıyor, içinde kasırgalar, fırtınalar kopuyordu. Ama konuşmaya devam etti:

- Ben miyim ayıp eden Baran? Önce hiçbir şey söylemeden ortadan kayboldun, dedim belki memleketine gitmiştir, anasının babasının yanındadır, üstüne gitmeyeyim dedim. Her sabah besmeleyle dükkanımı açtım, gözümü kapıya diktim bir umut gelmeni bekledim Baran. O güler yüzünü görmeyi umdum, "Abicim naber ya?" diyerek dükkanımı onurlandırmanı bekledim, o yamru yumru kestiğin sakallarını düzeltmeyi, kilo aldığın zamanlar seni zayıf gösteren sakal modelini ellerimle kesmeyi özledim, kaç günüm o
natürel enseni görmeden geçti haberin var mı? Sensiz bu dükkanın tadı tuzu var mı? Senden başka Göztepe'nin maçlarının kritiğini yapabileceğim, AKP ye ve onun politikalarına giydirebileceğim birisi var mı?

Allah'ım ne oluyordu? Bana gerçekten bu kadar bağlanmış mıydı?

- Abi bilmiyordum, senin için bu kadar önemli olduğumu bilmiyordum...
-
Önemlisin Baran, lanet olsun, Allah kahretsin... Ama önemlisin dedi...

Artık ikimizde gözümüzden süzülen yaşlara mani olamıyorduk. Berber Hasan Abi ve ben karşılıklı ağlıyorduk resmen. Dükkana yeni aldığı ergenlik çağının doruklarındaki çırağı ve o an saçını kesmekte olduğu DSİ den emekli 72 yaşındaki Gazanfer amca da bana adeta:
"Gel kırma şu fakiri, hadi benim aslanım, otur ve efendi gibi tıraşını ol" diyen gözlerle bakıyordu.
Sonunda dayanamadım ve dedim ki:

- Abi ben de zaten tıraş olmaya geldim, hemen duygusala bağladın seni haylaz!
diyerek, gözlerimden akan yaşı kimseye belli etmeden tek hamlede sildim. Gözlerindeki mutluluğu görüyordum. Dükkanda adeta bayram havası esiyordu. Berber Hasan abinin talimatıyla ergen çırak derhal
Kral TV yi açtı. Çabucak yaşlı amcanın kulağındaki kılları yakmaya başladı. Besbelli bir an önce benim saçlarımı kesmek istiyordu.

Halbuki amacım saç kestimek değildi. Ucuz ve hesaplı alışverişin yeni adresi DIAsa dan aldığım 10 lu ekonomik paket halley, 1 litrelik coca cola zero, Arko traş kremi ve annanemin siparişi üzerine aldığım Reis marka
köftelik bulgur ile evime gitmek üzereydim. Yol üstündeki berberin önünden çaktırmadan geçerken, kapının önüne astığı kurumuş havluları almak için dışarı çıkan berber Hasan Abi ile burun buruna gelmiş ve macera tam olarak orada başlamıştı.

Fakat artık çok geçti, kafamda çoktan bitirdiğim bir ilişkiye cebren ve hile ile tekrar başlamıştım. Mutlu muydum? Hayır... Mutsuz muydum? Hayır, mutsuz da değildim. Bilmiyordum. Berber Hasan abiyle bir geleceğimiz var mıydı? İşte bunu hiç bilemiyordum.

Bekleme koltuğuna oturdum, zaman geçirmek için bekleyen müşteriler için konulmuş dergilere göz gezdiriyordum. İçlerinden bir tanesini aldım, kapağında
Mayıs 2002 yazıyordu. Fiyat kısmında 1.500.000 TL yi görünce içimi bir huzursuzluk kapladı. Allah'ım ne yapıyordum? Buraya ait değilim diye geçirdim içimden. Aklımdan aniden telefonu çalmış ve çok acil bir haber almış, aniden gitmesi gerekmişbirini oynamak geçti. Tiyatral yeteneğimi kullanmak için bundan daha güzel bir imkan olmaz dedim, fakat cesaret edemedim. Karşımda yılların çakalı Hasan abi vardı.

DSİ den emekli Gazanfer amca yı uğurlayan Hasan Abi koltuğu temizledi, yere düşen kestiği saçları faraş yardımıyla çöpe döktü.
360 derece dönebilen berber koltuğunu bana doğru çevirdi. Koltuğun üstüne pat pat vurdu, babacan gözlerle bana baktı:

- Hadi gel bakalım...

Gittim, koltuğa oturdum, Hasan Abi'nin
ergen çırağı, kıskanç bir ifadeyle sakallarıma bakıyordu. 15 yaşına gelmesine rağmen henüz çıkmayan sakallarının faturasını bana keser gibiydi. Belli ki biraz çıkar gibi olan bıyığını sürekli ıslatarak olduğundan çok göstermeye çalışıyor. İğrenç görünmesine rağmen kesmeyi aklının ucundan bile geçirmiyordu. Çünkü her ergen erkek gibi sakallı ama çirkin olmayı, sakalsız ama güzel olmaya tercih ediyordu.

Ergen çırak alt dolaptan önlük çıkardı, beni bir güzel paketledi, enseye takılan o tuhaf zamazingoyu taktı. Sanki çok anlıyormuş, işinin ehliymiş gibi saçlarıma anlar bir ifadeye dokunmaya, analiz etmeye başladı.
Düşük belli olmayan pantolonunu, zorla düşük belli hale getirmişti, pantlonun kalça kısmı adeta vücuttan bağımsız hareket ediyor, kollarını her kaldırdığında yeşil çizgili boxerı gayet net görülebiliyordu. Saçlarını ıslatmadan jölelemiş olması, saçların kepeklenmesine, terli vücudunun üstüne boca ettiği parfüm tuhaf bir esansın oluşmasına neden olmuştu. Gözüm sürekli burnunun üstündeki tam olarak beyazlaşmadığı halde bir tezcanlı gibi dayanamıp sıktığı ve iltihap yaptırıp daha beter ettiği sivilcesine takılıyordu.

Mutsuzdum. Evet adım gibi eminim şu an çok ama çok mutsuzdum.

Derken çırak geri çekildi. Başrol oyuncu berber Hasan abi teşrif etti:

- Baran'ım naber ya?

Biraz önce ağlaşan iki kazık kadar adam sanki bizler değilmişiz gibi, adeta hiçbir şey olmamış gibi muhabbete başladık:

- İyidir be Hasan abi, okul iş güç falan idare ediyoruz işte...
- Saçları nasıl yapalım?
- Takıl kafana göre abi, nasıl istersen?

Olamaz. Neler diyordum? Nasıl berber Hasan abi'ye saçlarımı bu kadar rahat emanet edebiliyordum. Bu özgüvenimin altında yatan unsur neydi. Adeta kayıtsız şartsız teslim olmuş, kendimi onun usta makasına emanet etmiştim. Ürküyordum, üşüyordum...

- Üşüdüm lan, oğlum kapat şu kapıyı soğuk giriyor... dedi çırağa.

Ergen çırak derhal kapıyı kapattı.

- Önce bir saçları yıkayalım dedi...

Derhal kabul ettim, tartışması bile olmadı. "Su nasıl? sıcaklığı iyi" mi sorusuna, "çok iyi" diyerek cevap verdikten sonra ritüel başladı. Kafamı kurbanlık koyun gibi musluğun altına sokarak yıkamaya başladı saçlarımı... Yoğun
Elidor kokusu eşliğinde, kurbanlık koyun gibi eğildiğimden, acaba çok eğildiğim için boxerı, daha da kötüsü çatalı gösteriyor muyum acaba endişesi içerisinde geçen o birkaç dakika sonunda kafamı havluya sarıp geri çekti, hunhanrca saçlarımı el yordamıyla kurutmaya başladı.

Saç kesim işlemi ilerledikçe benle yapay muhabbetler kurmayı da ihmal etmiyordu. Bir yandan da Kral TV de dönen
"yerel bayan kıro arabesk sanatçısı"nı gösterip:

- Nasıl ama? Taş gibi hatun di mi? vay anam vay dedi...
Hiçbir şey söylemeden başımla onayladım. Fırsatım olsa Seda Sayanla mı yoksa Ebru Gündeş le mi beraber olurdun diye sordu, iki değerli sanatçıyı da incitmemek için çekimser cümleler kurup politik davrandım. Bu nasıl bir muhabbetti ve nereye gidiyordu? Kaçmanın bir yolu yok muydu?

-Sizin kampüste çok kız varmış, hiç tanıştırmıyorsun köftehor dedi, belli belirsiz gülümsedim.

Sanırım Hasan abiden soğumaya, tiksinmeye başladım. Olmuyordu, ve muhtemelen olamayacaktı da...

Bendeki soğuma efektlerini görmüş oalcak ki, daha çok üstüme gelmeye başladı. Senle bigün maça gidelimler, rakı sofrası kuralımlar, tavla bilir misin'ler havada uçuşuyordu. Hepsine de he abim, he güzel abim, gideriz abim, yaparız abim gibi kalıplarla cevap veriyordum. Bu sıkıntılı durumuma bir de ergen çırağın başıma 15 cm den az bir mesafede dikilip gözlerini üzerime dikmesi eklenince dakikalar geçmek bilmez bir hal almaya başladı.

En sonunda çıraktan aynayı istedi. Bir seferde rahatlıkla fikir sahibi olabilecek olmama aldırış etmeden, 2 sağdan 2 de soldan olmak üzere tam 4 sefer ensemi gösterdi. Yalandan beğenmiş, etkilenmiş gibi yapmalarım beni bile rahatsız ediyordu artık. Sonunda sıhhatler olsun, deyip beni kaldırdı. O dakikaya kadar ağzını bıçak açmayan ergen, bahşiş alacak olmanın verdiği umutla o boru gibi ergen sesiyle
"sohhatlar olsun abioo" dedi. Sağ ol dedim. Bir an önce eve gidip yorganı başımın üstüne çekip durum değerlendirmesi yapmak, iç dünyamla hesaplaşmak istiyordum.

Ergen çırak, ceketime hamle yaptı üzerime tuttu. Sağ ol dedim, aldım kendim giydim... Hasan abiye dönüp:

- Borcum nedir abi?
- 15 ver yeter Baran'ım... dedi...

Yuh... Ne yaptın da ne istiyorsun? Küçük parkta 5 liraya saç sakal yapıyorlar abi ayağına öğrenci bütçemi alt üst etmeye utanmıyor musun? diyecektim...

Diyemedim...

Cüzdanda bir 50 lik, bir de 20 lik vardı. Çıkardım verdim 20 liği...

- Bozuk yok muydu be?

Evet sabrımın sınırlarını zorluyordu. 15 tl için verilen bir 20 liktan daha bozuk ne olabilirdi? 15 tane demir 1 liralık mı? Berber Hasan Abi neyin peşindeydi?

- Yok valla abi, dedim. İçimdeki öfkeyi bastırarak...

Ve son darbeyi vurdu:

- O zaman şöyle yapalım. bu 5 lira üstü bende kalsın, bi dahaki gelişinde 10 lira alayım senden...

Kızgınlığım, şaşkınlığa; şaşkınlığım nefrete dönüşmüştü. Nasıl bir cenderenin içine girmiştim ben böyle, acaba beni düşürdüğü bu tuzak, emperyalist oyunlarıyla nam salan ABD nin bile aklına gelebilir miydi? Neler oluyordu, nasıl bir sahnenin figuranıydım?

Sustum... Saniyelerce sustum... En başa dönmüştük adeta. Dudaklarımdan kızgınlıkla çıkan, "Peki madem öyle olsun" cümlesi adeta bir ok gibi Hasan abinin vücudunu delik deşik etsin istedim. Fakat Hasan abi umusamıyordu. Tamam Baran'ım bir dahaki sefere görüşürüz dedi, imalı bir ses tonuyla. Sustum...

Ergen çırak bahşiş ister ifadeyle bana bakıyordu. İçimden ergen çırağın her şeyine sövdükten sonra sinirli ve sert bir ifadeyle dükkandan çıktım. İstedim ki yaptığı hatayı anlasın, ama sonuç malum...

Fakat nafile bir çabaydı Hasan Abininki, ben berberler dünyasının
playboyuydum, her ay faklı berberde tıraş olmak isterdim, kah Bornova'da, kah Göztepe'de, kah Ankara'da, kah annanemi ziyarete gittiğim Kütahya'da... Beni böyle entrikalarla kendine bağlamaya hakkı yoktu. Konu saçlarım oldu mu, ahlaksız serserinin tekiydim, pek çok berberi yüzüstü bırakıp, arkamdan gözyaşı döktürmüştüm. Ve biliyordum ki hayat, benden intikamını bu şekilde Hasan Abi'nin vasıtasıyla alıyordu. Kırdığım berber kalplerinin, bahşiş vermediğim çırakların, arkamdan gözyaşı döken sayısız erkek kuaförünün ahı, beni bir gölge gibi gittiğim her yerde takip edecekti.

Son kez kalbini kırdığım tüm berberlerlere bir mektup yazmak istedim. Sorun sizde değil bende, benim o ince telli dalgalı saçlarımda demek istedim.
Baba tarafının kel olmasının bende yarattığı "saçlarım dökülecek mi" tramvasının beni yönlendirmesine mani olamadığımı, benden daha iyi saçlı nice kıvırcıklara, nice uzun saçlı metalcilere layık olduklarını haykırmak istedim... Yapamadım...

Eve gittim ağladım, ağladım, ağladım... Etkileyici olacağını düşünüp filmlerdeki gibi duşun altında ağlamak istedim, fakat acı gerçeği o zaman fark ettim ki, berberler ve kuaförler dünyasının
ıssız adamı olmuştum ve saçla ilgili konularda hiçbir zaman mutlu olamayacaktım. Bugünlerde beni ne zamanki, saçlarını üç numaraya vurmuş, sakallara şekil vermiş, yolda yürürken görürseniz, bilin ki o saçın bir hikayesi, o sakalın size anlatacak çok şeyi vardır...