Berberlerin İç Dünyasına Yolculuk

Berberlerin İç Dünyasına Yolculuk
Blog Yazarı: BaranAkpolat

REC: Bambaşka Bir Korku Filmi Deneyimi

REC: Bambaşka Bir Korku Filmi Deneyimi
Blog Yazarı: BaranAkpolat

Seneye Görüşürüz Esprisi Yapan Adamın Halet-i Ruhiyesi

Seneye Görüşürüz Esprisi Yapan Adamın Halet-i Ruhiyesi
Blog Yazarı: BaranAkpolat

Para Kazandıran Siteler

Para Kazandıran Siteler
Blog Yazarı: BaranAkpolat
şehirlerarası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehirlerarası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şehirlerarası Seyahat Günlükleri

10 Şubat 2010 Çarşamba


Mümkünse cam kenarı olsun...

Bilet kesmek için uğraştığı bilgisayardan kafasını kaldırdı, üzgün gibi görünmeye çalıştığı surat ifadesini takınarak:

Yalnız beyefendi cam kenarı olarak sadece en arka koltuğun bir önündeki yerimiz kaldı...

En arka koltuğun bir önünün, halk arasında "tekerlek üstü" diye tabir edilen o korkunç yer olduğunun farkındaydım elbet! Şu an bir seçim yapma zamanıydı, cam kenarında bol sallantılı iniş çıkışlı bir yolculuk mu? Yoksa sallantısız kafamı yaslayamayacağım, rahatsız bir koridor kenarı mı?

Problem değil, cam kenarı olsun! dedim. Muavin izmir-ankara 10.00 servis 9.00 41 numara gibi duruma vaakıf olmayan kişilerin kolay kolay anlayamayacağı kelime öbeklerini tekrarlayarak biletteki yerlerinin altını çizdi ve maceranın ilk ayağı benim için başladı. Biletimi cüzdanıma, cüzdanımı ise sabah kalktığımda rahatlıkla görebileceğim bir yere koydum ve uykuyadaldım.

Sabah uyandığımda hala uykusu olan, elindeki kocaman bavulunu, laptop çantasını ve içinde bisküvi, mp3 player ve mizah dergilerinin olduğu poşet üçlüsünü aynı anda zaptetmeye çalışan klasik bir "öğrenci yolcu" profili çizerek firma yazıhanesinin önünden geçecek servisi beklemeye başladım.

Pek tabi ki servisin ağzına kadar dolu olması beni şaşırtmamıştı. Arka kapıdan bavulumu servise soktum, arkada oturan adamın ayağına basıp, bavul bölümünden birkaç bavulu da devirerek devirdiklerimin üstüne kendi bavulum için adeta bir şerefsiz gibi, bir bencil gibi yer açtım. Bavul yerleştirme ritueli bittikten sonra kendime "tikky kız öğrenci yolcu" diye sınıflandırdığım birinin yanında yer bularak yolculuk kısmının ilk evresine dahil olmuştum. Daha yolculuğa başlamadan 10 farklı arkadaşı, annesi, babası, kankisi ve aşkısı ile yaptığı görüşmelere kulak misafiri olarak geçirdiğim 40 dakikadan sonra nihayet garaja gelmiştik.

Yolculuk etceğim otobüsü bulup, kıyafetinden muavin olduğunu kestirebildiğim kişiye bavulu teslim ettim. Muavine tatlı sert bir ses tonuyla "aman birader dikkat kırılcak eşya var içinde sağlama alalım" şeklindeki uyarım muavin tarafından pek de iplenmedi.

Otobüsün tekerlek üstü tabir edilen mevkisindeki yerimi almıştım. Henüz daha yeni gelmiş olmama rağmen önümdeki ayak boşluğuna bilgisayarı, çoktan açılmış katlanan portatif masaya dergi ve mp3 ü, masanın altındaki o fileyi andıran zamazingoya da bisküvileri sıkıştrmıştım. Daha şimdiden hareket alanım feci şekilde kısıtlanmış gayet rahatsız bir 8 saatlik yolculuk beni bekliyordu.

Çok geçmeden yanımdaki klasik yolculuk insanı da gelmişti. Klasik yolculuk insanı bavulundan başka hiçbir şeyiyle gelmeyen, yol boyunca deliksiz uyuyan, her ne hikmetse tam da mola yerlerinde uyanan, ikram esnasında kesinlikle soğuk meşrubat değil, çay veya kahve tüketen klasik yolcu profilidir. Genellikle koridor kenarına denk gelirler, zira bilet alırken " aa benimki cam kenarı olsun" gibi dertleri olmadığından genelde tercih edilmeyen koridor kenarı biletleri yazıhane görevlisi tarafından bu arkadaşlara kakalanır. Anlamsız manasız sohbetlere girmemesi, gazete ve derginden otlanmak istememesi ve hayvan gibi yayılmaması gibi avantajları göz önünde bulundurularak yanıma denk gelmesinin iyi bir şey olduğunu düşünebilirdim.

Nihayet yolculuk başlamıştı. Muavin ilk turunu atıyordu. Muavin yolculuk boyunca standart olan 5 adet genel tur atar.

1. Bilet Kontrolü
2. Kolonya Dökme
3. Topkek- Meşrubat Dağıtımı* (En işe yarayanıdır.)
4. Çöp toplama
5. Su servisi

Muavinin ilk iki turu gayet sıkıcı geçmişti. Muavin o iki turu atarken ben ise bilet maliyetinı en aza indirme gayretindeydim. Yol boyunca üç kez su içsem, iki topkek yesem, bi kola içsem, yol boyu film izlesem bilet maliyetinin 1/4 ünü çıkarır mıyım acaba hesapları yaparken, muavin 3. turunu yapmaya başlamıştı bile! Yanımdaki klasik yolcu tahmin ettiğim gibi topkek ve çay alırken, ben iki adet topkek ve fanta ile firmaya ilk kazığı atmıştım bile...

Fakat yolculuk acımasız yüzünü bana göstermekte gecikmemişti. Bulunduğum konumun tekerlek üstü olduğunu kafamı cama koyma teşebbüsümde daha iyi idrak etmiştim. Başımın pata pata pata pata efektlerile cama vurmasına mani olamıyordum. Masanın bardak bölümüne koyduğum fantayı zaptetmekte zorlanıyordum. Ayak ucumda laptop a yaşam alanı açtığımdan zaten daralmış olan yerim bir de önümdeki hayvanın koltuğun ergonomisini zorlayarak alabildiğine geri yatırmasıyla daha da daralmıştı. Herif sanki önümdeki koltukta değil, kucağımda yatıyordu.

Her zaman olduğu gibi yine güneş gören tarafa denk gelmiş, ve yine perde benim trafımda kalmamıştı. Perdeyi istediğim gibi yönlendiremediğimden bana gelen yakıcı güneş ışınlarının da diğer yolcular için bir önemi yoktu. Mutsuz muydum? Evet mutsuzdum... Yolculuğa çok ince hesaplarla çıkan ben, kılı kırk yaran ben bu durumu hak etmiyordum.

Her kıpırdanışım bir eziyete, her hamlem kaslarım için bir işkenceye dönmeye başlamıştı. Umutsuzca çevreme bakındım, boş koltuk aradım, tabi ki yoktu. Muavinin zaten küçük olan bardağa yarıya kadar doldurduğu asidi kaçmış fantayı tek dikişte bitirip mutsuz dünyama geri döndüm. Acaba kaç saat kaldı, diye saate baktım. Daha 7 buçuk saat vardı.

Bilmez misiniz dostlar insan zamanla her türlü acıya alışıp, her türlü zorluğu kanıksıyor, her zorluk gün geliyor insana yavan geliyor. Ben de zamanla bu acıya alışmış olmamdan olsa gerek, yolculuğun sonuna gelmiştim. Açık havayla ikinci temasımda Ankara otogarındaydım. Bir ermiş edasıyla katlandığım 8 saatlik sıkıntının bana verdiği olgunluk bambaşkaydı. Otobüsten indim bacaklarımı gerdim, kollarımı açtım, tüm bu ritüeli boyun kütürdetme seansıyla noktaladıktan sonra bavulumu almak için bagaj kısmına yürüdüm.

Beni karşılamak için gelen babamı gördüğümde bir insanın yaşlandıkça vücudundaki yün miktarının arttığını fark ettim. 5 yıl önce karşılamaya gelen babam sadece montla gelirken, bugün canım babamın bere, atkı, eldiven, yün kazak dörtlüsüyle bana iştirak edeceğini görebiliyordum. Bilgisayarı ona verdim. Sen bekle baba burda ben bavulu alıp geleyim dedim ve bagaj kısmına yöneldim. Ama tabi ki her zmaan olduğu gibi 46 kişilik otobüste bavulunu en son alan yine ben olacaktım.

Bavulu alma sırasında beklerken omzuma bir el uzandı. Dönüp baktım, oydu...

Yolculuk boyunca yanımda oturan klasik yolcu...

Ama sen?? dedim... Sus dedi, gülümsedi... Sadece sus ve dinle! Bugün geçirdiğin zorlu yolculuğun farkındayım. Çektiğin sıkıntıların da... Ama merak etme, bir gün, bir gün sen de bir klasik yolcu olma şerefine erişeceksin, mutluluğun yanında getirdiğin laptopunda, mp3 player ında, dergilerinde değil, topkekte değil, klasik yolcu olmanın hafifliğinde olduğunu er ya da geç anlayacaksın evlat. Mutluluk sana yolda içtiğin asidi kaçmış fantadan, topkekten daha yakın. Mutluluk senin içinde. Unutma evlat, klasik yolcu olmak, topkekle değil aklınla ve kanaatkarlığınla yolculuk etmeyi bilebilmektir.

Hayranlığımı şaşkınlığımı gizleyemiyordum, yıllardır yanı başımda oturan o klasik yolcu! Meğer yolculuk felsefesine yeni bir boyut kazandırıp, inanadığım tüm değerleri yıkan kişiymiş. Şaşkındım, ama mutluydum da, kendimi olgunlaşmış hissediyordum. O soruyu sormak istedim:

Peki kimsin sen?

Yüzüme baktı gülümsedi...

Tam o esnada muavinin sesiyle irkildim

"beyefendi bagaj fişinizi alayım"

Bagaj fişimi verdim, bavulu aldım... Arkamı dönüp o soruma bir an önce cevap almak istiyordum. Arkamı döndüm... Fakat...

Gitmişti...

Evet gitmişti, gizemleriyle sırlarıyla kaybolmuştu. Hayat görüşümü değiştirmiş ve kaybolmuştu. Babamın yanına gittim, bavulumu, çantamı arabanın bagajına yerleştirdim. Ellerim nihayet boşalmıştı. Tam o esnada mont cebimde bir şişkinlik fark ettim. Elimi cebime attım, cebimdekini çıkardım, ve gözümden iki damla yaş süzüldü.

Cebimdeki bir topkekti. Ve muhtemelen yanımdaki klasik yolcunun alıp, yemediği topkek...