Günümüzde modern insan ile bağlantıları sürekli sorgulanan, araştırılan ve dikkat çeken bir ırk neandertaller. Ne kadar insanlardı, ne kadar hayvanlardı, ne kadar gelişebildiler, nasıl yok oldular?Tüm bunlara cevap aramaya çalışacağız...


Öncelikle neandertal isminin nasıl ortaya çıktığıyla başlayalım.
1856 yılında Almanya'nın Neander bölgesinde çalışan bir madenci, bir ayıya ait olduğunu düşündüğü kemikler buldu.
Öncesinde dikkat çekmeyen bu kemikler bazı arkeolog ve kökenbilimcilerin dikkatini çekti. Önce bir ayıya ait olmadığı, sonrasında da çok farklı bir canlıdan kalmış olabileceğinin anlaşılmasıyla, bu maden bölgesi koruma altına alındı. Eski almancada vadide yaşayan anlamına gelen "thal" sözcüğü ile birleştirerek "Neanderthal" adıyla literatüre geçmiş oldu.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Darvinizm akımının avrupa bilim çevreleri içerisinde egemen olması ve popülaritesinin hızla artması Neandertallere olan ilgiyi de arttırdı.

Fransa'da Gabriel de Mortillet adlı bilim adamı, kemikleri yeniden inceleyip neandertal ile insan arasındaki bağlantının çok daha derin olduğunu, hatta insan ile neandertalin akraba olduğu tezini öne sürdü.
Neandertaller hakkındaki yargılar, şüpheler ve çatlak seslerin kesilmesi 1971 yılına dayanıyordu. Ralph Solecki adlı bilim adamı, Irak'ta bir mağarada yaptığı araştırmada bir neandertal mezarında rüzgarın veya herhangi bir doğal olayın tek başına taşıyamayacağı kadar yoğun miktarda polen ve çiçek özü buldu. Ralph Solecki bu durumu neandertel
lerin ölen akrabaların mezarlarına çiçek koydukları ve bugün tüm milletlerin kültürlerinde var olan bu geleneğin insan kültürünün bilinçaltını oluşturduğunu ileri sürdü.Tüm bu tartışmalara son nokta 1997 yılında genetik bilimci ve moleküler biyolog Matthias Krings'den geldi. Matthias Krings laboratuvar ortamında incelemeye uygun bir neandertal iskeletinden yeterli miktarda DNA örneği almayı başardı ve bunu insan DNA sıyla kıyasladı.
Sonuç gayet netti. İnsan ve Neandertal dna dizilimi arasında yüzde 30 lara varan faklılıklar vardı. Bu da demek oluyordu ki, neandertal ve insan aynı türden değil. Fakat yüzde 30 farklılık aynı zamanda yüzde 70 benzerlik demek olacağından bu iki türün zaman içerisinde birbiriyle etkileşime girmiş, savaşmış, dialog kurmuş ve hatta çiftleşmiş bile olabilir. Çünkü 1999 yılında Belçika'da bulunan iskelet kalıntıları, hem neandertal h
em de insan özelliklerini taşımaktadır. Farklı türün çiftleşmesinin mümkünatı tartışılırken, bir diğer kafa karıştırıcı bulgu da yine Matthias Krings tarafından ortaya atıldı:Matthias Krings, bazı insan fosillerinin, neandertallerinkine nazaran daha eski olduğunu keşfetti. Bu da neandertal ve insanın karşılaşmış olması ihtimalini güçlendirdi. Bugün tamamıyla netlik kazandığı itibariyle insanın atası Afrika kıtasında iken, neandertaller Orta Doğu ve Avrupa kıtasında hüküm sürmüştür. İnsan ırkının avrupaya göç etmesiyle bu iki ırkın karşılaşmış, insanların ne olduğunu anlayamayıp korktuğu bu yaratıkları yok ederek soylarını tükettiği de bir dier teoridir. Yani insan ile neandertal karşılaşmış, güçlü olan hayatta kalır ilkesi hayata geçmiş ve ayakta kalan insan olmuştur.
Yaklaşık 30 bin yıl ön
ce son neandertalin de yok olduğuna inanılıyor. Peki bu son neandertal ile modern insan arasındaki benzerlik nelerdir?En önemli benzerlik tabi ki iskelet sistemi... Resimlerde de göreceğiniz üzere iskelet sisteminde bacak ve diz bölgesinde kırıklık, omurilikteki hafif kamburluk ve geniş leğen kemiği dışında bariz bir farklılık gözlenmiyor. Dikkati ilk çeken kafatasındaki farklılıklar, kafatası yapısının geniş ve yavan oluşu, yüz hatlarını insanlara nazaran daha kaba ve geniş yapıyor. İnsanınkine nazaran daha az köşeli, daha yuvarlak hatlara sahipler.

Sözün özü neandertaller ile insanın karşılaştıktan sonra nasıl reaksiyona girdikleri halen netleşmemiştir. Kimilerine göre birbirlerini görmezden geldiler, kimilerine göre birbirlerinden korkup savaştılar ve güçlü olan hayatta kaldı, kimilerine göre birbirlerinden öğrendiler, kimilerine göre ise hiç ama hiç karşılaşmadılar. Bu noktada belki işin güzel ve gizemli tarafı ortaya çıkıp, insanın hayal gücünü devreye sokuyor ve bizi düşünmeye sevkediyor.