Berberlerin İç Dünyasına Yolculuk

Berberlerin İç Dünyasına Yolculuk
Blog Yazarı: BaranAkpolat

REC: Bambaşka Bir Korku Filmi Deneyimi

REC: Bambaşka Bir Korku Filmi Deneyimi
Blog Yazarı: BaranAkpolat

Seneye Görüşürüz Esprisi Yapan Adamın Halet-i Ruhiyesi

Seneye Görüşürüz Esprisi Yapan Adamın Halet-i Ruhiyesi
Blog Yazarı: BaranAkpolat

Para Kazandıran Siteler

Para Kazandıran Siteler
Blog Yazarı: BaranAkpolat

İnsanlık Tarihinin Gizemli Halkası: Neandertaller

26 Aralık 2009 Cumartesi



Günümüzde modern insan ile bağlantıları sürekli sorgulanan, araştırılan ve dikkat çeken bir ırk neandertaller. Ne kadar insanlardı, ne kadar hayvanlardı, ne kadar gelişebildiler, nasıl yok oldular?

Tüm bunlara cevap aramaya çalışacağız...





Öncelikle neandertal isminin nasıl ortaya çıktığıyla başlayalım.

1856 yılında Almanya'nın Neander bölgesinde çalışan bir madenci, bir ayıya ait olduğunu düşündüğü kemikler buldu.

Öncesinde dikkat çekmeyen bu kemikler bazı arkeolog ve kökenbilimcilerin dikkatini çekti. Önce bir ayıya ait olmadığı, sonrasında da çok farklı bir canlıdan kalmış olabileceğinin anlaşılmasıyla, bu maden bölgesi koruma altına alındı. Eski almancada vadide yaşayan anlamına gelen "thal" sözcüğü ile birleştirerek "Neanderthal" adıyla literatüre geçmiş oldu.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Darvinizm akımının avrupa bilim çevreleri içerisinde egemen olması ve popülaritesinin hızla artması Neandertallere olan ilgiyi de arttırdı.





Fransa'da Gabriel de Mortillet adlı bilim adamı, kemikleri yeniden inceleyip neandertal ile insan arasındaki bağlantının çok daha derin olduğunu, hatta insan ile neandertalin akraba olduğu tezini öne sürdü.


Neandertaller hakkındaki yargılar, şüpheler ve çatlak seslerin kesilmesi 1971 yılına dayanıyordu. Ralph Solecki adlı bilim adamı, Irak'ta bir mağarada yaptığı araştırmada bir neandertal mezarında rüzgarın veya herhangi bir doğal olayın tek başına taşıyamayacağı kadar yoğun miktarda polen ve çiçek özü buldu. Ralph Solecki bu durumu neandertellerin ölen akrabaların mezarlarına çiçek koydukları ve bugün tüm milletlerin kültürlerinde var olan bu geleneğin insan kültürünün bilinçaltını oluşturduğunu ileri sürdü.



Tüm bu tartışmalara son nokta 1997 yılında genetik bilimci ve moleküler biyolog Matthias Krings'den geldi. Matthias Krings laboratuvar ortamında incelemeye uygun bir neandertal iskeletinden yeterli miktarda DNA örneği almayı başardı ve bunu insan DNA sıyla kıyasladı.

Sonuç gayet netti. İnsan ve Neandertal dna dizilimi arasında yüzde 30 lara varan faklılıklar vardı. Bu da demek oluyordu ki, neandertal ve insan aynı türden değil. Fakat yüzde 30 farklılık aynı zamanda yüzde 70 benzerlik demek olacağından bu iki türün zaman içerisinde birbiriyle etkileşime girmiş, savaşmış, dialog kurmuş ve hatta çiftleşmiş bile olabilir. Çünkü 1999 yılında Belçika'da bulunan iskelet kalıntıları, hem neandertal h
em de insan özelliklerini taşımaktadır. Farklı türün çiftleşmesinin mümkünatı tartışılırken, bir diğer kafa karıştırıcı bulgu da yine Matthias Krings tarafından ortaya atıldı:


Matthias Krings, bazı insan fosillerinin, neandertallerinkine nazaran daha eski olduğunu keşfetti. Bu da neandertal ve insanın karşılaşmış olması ihtimalini güçlendirdi. Bugün tamamıyla netlik kazandığı itibariyle insanın atası Afrika kıtasında iken, neandertaller Orta Doğu ve Avrupa kıtasında hüküm sürmüştür. İnsan ırkının avrupaya göç etmesiyle bu iki ırkın karşılaşmış, insanların ne olduğunu anlayamayıp korktuğu bu yaratıkları yok ederek soylarını tükettiği de bir dier teoridir. Yani insan ile neandertal karşılaşmış, güçlü olan hayatta kalır ilkesi hayata geçmiş ve ayakta kalan insan olmuştur.


Yaklaşık 30 bin yıl önce son neandertalin de yok olduğuna inanılıyor. Peki bu son neandertal ile modern insan arasındaki benzerlik nelerdir?


En önemli benzerlik tabi ki iskelet sistemi... Resimlerde de göreceğiniz üzere iskelet sisteminde bacak ve diz bölgesinde kırıklık, omurilikteki hafif kamburluk ve geniş leğen kemiği dışında bariz bir farklılık gözlenmiyor. Dikkati ilk çeken kafatasındaki farklılıklar, kafatası yapısının geniş ve yavan oluşu, yüz hatlarını insanlara nazaran daha kaba ve geniş yapıyor. İnsanınkine nazaran daha az köşeli, daha yuvarlak hatlara sahipler.

Sözün özü neandertaller ile insanın karşılaştıktan sonra nasıl reaksiyona girdikleri halen netleşmemiştir. Kimilerine göre birbirlerini görmezden geldiler, kimilerine göre birbirlerinden korkup savaştılar ve güçlü olan hayatta kaldı, kimilerine göre birbirlerinden öğrendiler, kimilerine göre ise hiç ama hiç karşılaşmadılar. Bu noktada belki işin güzel ve gizemli tarafı ortaya çıkıp, insanın hayal gücünü devreye sokuyor ve bizi düşünmeye sevkediyor.

Kredi Kartlarında Şifre Güvenliği Aman Dikkat! :)

25 Aralık 2009 Cuma


Malum günümüzde envai çeşit şifre çalma yöntemi var. Fakat şu aralar oldukça fazla görülen bir yöntemden bahsetmek istiyorum. Örneğin bir restorana gittiniz ve yemek yediniz. Garson hesabı almaya geldiğinde, kredi kartınızı verdiniz ve 55,60 kuruş tutan hesabınızı almak için kartınızı pos makinesine soktu. Derken sizden şifrenizi girmenizi istedi. Siz şifrenizi girdikten sonra, yetersiz bakiye görünüyor, diyerek çıkan fişi yırtıp attı. Siz ise “nasıl olur? birdaha deneyelim diyorsunuz” ve tekrar deniyorsunuz. Tabi ikinci denemede karttan para çekiliyor.



Buraya kadar sorun yok zannetseniz de, aslında var. Garson 55,60 liralık rakamı girip, pos makinasının “enter” tuşuna basmadığında ve sizden şifrenizi girmenizi istediğinde, siz girilen rakamın sonuna şifrenizi girmiş oluyorsunuz. Örneğin 55,601,234 ( Şifreniz: 1234 ) Tabiki doğal olarak böyle büyük bir rakam için limit yetersiz kalıyor. İlk defa çekilen ve hatalı post denilen silipte ise zaten kredi kartı numaranız ve şifreniz oluyor. Kartın arkasındaki 3 rakamlı CCV kodunu aklında tutmak ise okadar zor olmasa gerek.

Size düşen böyle bir duruma maruz kalırsanız, silipi istemek. Ve şüphelendiğiniz bir durumda şifreyi değiştirmek.

En çilekeş kırtasiye malzemesi: Silgi...

20 Aralık 2009 Pazar



silgi kullanımı bir öğrenci için evrelere ayrılır:


1. Silgi ilk alındığı zaman varsa üzerinde naylon poşet dikkatlice çık
arılarak sıranın üzerine muntazam bir şekilde konulur. Gururla seyredilir...
2. Deftere yanlış bir şey yazılır. Silgi kullanımına ihtiyaç duyulur, kendi silgimize kıyamadığımızdan yanımızdaki arkadaşın uyduruk yeşil silgisi kullanılınır.
3. Kendi silgin dururken arkadaşın silgisini kullanman arkadaşının dikkatini çekmiş, sana pis pis bakmaya başlamıştır bile. İkinci defa aynı hatayı yapma şansın yoktur. İkinci hatada o güzelim silgiyi kullanmak zorunda kalırsın ki!... Aman aman ne ölüm bir şeydir o, için gider.

4. Artık silgi bekaretini kaybetmiştir. :) Ama hala değerlidir. Önemli kısmı temizdir. Sildikten sonra kirlenip siyahlaşan kısım boş bir kağıdı silmek suretiyle temizlenerek vicdan rahatlatılmaya çalışılır.
5. Fakat hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Silgi artık o köşeli düzenli hatlarını kaybetmiştir. Kötü yola düşmüştür artık. Ortalık malı olmuştur. Önündeki, arkadandaki, yanındaki herkes silgini kullanmaya başlamıştır bile. Yere düşen, sıranın altına kaçan silgiyi tekmeleyerek sıranın altına çıkarman onun ne kadar değersiz olduğunun kanıtıdır artık.
6. Artık aşk bitmiş alışkanlık başlamıştır. Silginin karton kutusunun da yırtılmasıyla beyaz bir yeri kalmamış, rengi griye dönmeye başlamıştır.
7. Ve işte en acı evre, 4 sıra önündeki arkadaşa sesini duyuramamanın verdiği sinirle silgiyi parçalar, küçük parçayı arkadaşına atarsın. O'nun da sana karşılık vermesiyle savaş başlamıştır. Eski silgiler için adeta bir cenaze törenidir bu olay. Sınavlarda senin yanlışını düzelten o çilekeş silgi parçacıkları arkadaşın gömleğinin içinde, saçlarının arasında can çekişiyordur artık.

Ne büyük trajedi...

Bir Dönemin Yerli Dizileri

bir döneme damgasını vurmuş(!) hepimizi kangren eden şahane dizilerimiz... :)

1. Küçük İbo: Bir dizi yapmaya karar verdik fakat isminin ne olacağı konusunda bir mutabakata varamadık diyen prodüksiyon ekibi kara kara düşünürken, parlak zekalı bir arkadaş demiş ki, ya madem dizinin başrol oyuncusu Küçük İbo, o zaman dizinin adı da Küçük İbo olsun... Bu müthiş öneri ekip tarafından coşkuyla kabul edilmiş ve dizinin aranan ismi bulunmuştur. Dizide senaryo diye bir şey yoktur. Çok önemli bir olay olur, bu olayı bölüm boyunca 30 kişi birbirine anlatır dedikodusu yapılır ve bölüm biter. Yeni bir olay bulunana kadar eski olayın dedikodusu yapılır. Mekan derdi yoktur, dizinin seti bir ev ve bir kahveden ibarettir. Zaten başka mekana da gerek yoktur. Bunlar dedikodu yapmak için yeter de artar bile. Küçük İbo'nun muhteşem performansı görülmeye değerdir.

2. Aynalı Tahir: Tahir adındaki delikanlı kardeşimiz maceradan maceraya atılır, iyinin dostu kötünün düşmanı mahallenin abisidir. Her senaryosuz dizide olduğu gibi burada da delikanlı erkeğin sevdiği kız, o kıza yan gözle bakan düşman ve parasızlıktan dolayı evlenememe üçlemesine sığınılmıştır. Bu diziyi diğer dizilerden ayıran özelliği sezonun yarısında başrol oyuncusu Alişan'ın ölmesiyle(diziden ayrıldı) dizinin adında probelm olması, fakat bu probleme aldımaksızın Aynalı Tahir adındaki bu dizinin aynalı Tahir olmadan devam etmesidir... :)

3. Acılı Günler: Küçük sanatçılar furyasını yeniden hortlatmaya çalışan yapımcıların ittire kaktıra meşhur edemedikleri Küçük Onur'un dizisidir. Bugüne kadar türk filmleride işlenmiş her türlü acı hikayeler bu dizide kusturana kadar işlenmiştir. Seyirciye zerre acımamışlardır...

4. Karambol Kamil: Banka rekalmlarında meşhur olan bu arkadaştan çok fazla şey beklenmiş ve tabi ki beklentiler ziyadesiyle boşa çıkmıştır...

5. Çılgın Bediş: 45 dakkalık dizinin yarısı Bediş in hayal kurmasıyla geçer, Bediş harikalar diyarında tadında bir çılgınlıklar silsilesidir. 50 yaşına merdiven dayayan Yonca Evcimik'i lise ögrencisi yaparak seyirci aptala bağlanmıştır. Oktay denilen karakterin o saçlarla okula nasıl girdiği hala merak konusudur.

6. Eşeko: Başrolünü Yunus Bülbül ve konuşan bir eşeğin oynadığı akıllara zarar bir dizidir. Kim bilir ne ümitlerle yayınlanmış ama ümitleri tabiki de boşa çıkarmıştır...

7. Eyvah Babam: Eyvah Kızım Büyüdü gibi bir film varken neden senaryo çalışması yapalım ki biz enayi miyiz? diye düşünen arkadaş grubunun çektiği dizi, biraz olsun Haluk Bilginer ile toparlansa da, arak bir dizi olmanın ötesine geçememiştir.
Burda adını bile anmak istemediğim berbat bir Polis Akademisi taklidi dizi hala prime time kuşağını işgal etmektedir. Allah hepimize sabır, bunlara da akıl fikir versin ne diyelim...

Anti-Converse Hareketi Başlasın!

İsteyen ciddiye alarak, isteyen dalga geçerek okusun. İkisi de kabulümdür... :)


Converse...
Hem sürü psikolojisinin, hem özentiliğin, hem enayiliğin(oo çok sert) en güzel ve en bariz örneğidir converse...
Kendisini toplumun role model i zanneden birkaç kişi yeni bir şeyler giymeyegörsün trandfollower adını verdiğimiz ezikler tarafından kabul edilmesi artık an meselesidir. Şık giyinmenin belirli bir tarzı olmanın kriteri ve olmazsa olmazı bu kişicanlara göre role model dedikleri abi/abla yı takip etmektir.

Bugün sıradan bir converse' in fiyatı 90 - 120 dolar civarında. Peki maliyeti nedir? Sadece 7-8 dolar. Bir üründen yüzde 1300 kar var. Helal olsun, gözümüz yok fakat memlekette yoğun bir trendfollower yoğunluğu olması, üreticilerin de iştahını kabartıyor. Lakin bir üreticiyi yüzde 1300 oranında kar ettirmek? özünde bir bez, altlık, kuş gözü ve bağcıktan oluşan düzeneğe 120 doları gözü kapalı bayılmak..?

Hadi bu olay maddi durumu yerinde olan kişiler için bir külfet değildir. Peki ya öğrenci kredisini çeker çekmez converse almaya koşan. Bir ay boyunca aç gezen kişilere ne demeli? Ne demeli olur mu? Madem bu olay moda olmuş, e ben de kendine güveni olmayan onay, takdir bekleyen bir insanım. O halde neden converse almaya koşmuyorum??

Asabiyetimizi kustuktan sonra tüm şikayetlerimi bir kenara bırakıp, başka bir konuya değinmek niyetindeyim. 7 dolarlık ayakkabıya 120 dolar verdin tamam, bir tane ile de yetinmedin bunu her ay tekrarlayıp düzenli bir seriye bağladın ona da tamam. Fakat bu iğrençlik nedir? En az 4 arkadaşın dört ana yönü temsilen birbirlerine doğru dönmesi suretiyle converselerini çakıştırması... Anlamak istiyorum olmuyor, empati kurmaya çalışıyorum gücüm yetmiyor, sorgulamak istiyorum aklım almıyor... Yıkıl gözümün önünden trendfollower!

Sinir oluyorum kardeşim var mı ötesi? Hoşgörü limitlerim müsaade etmiyor. Ben de insan evladıyım, etmeyin... Gelmeyin daha fazla üzerime!

Satırların sonuna gelende, yazıyı şahit olduğum birkaç diyalogla bitirmek güzel bir final olur düşüncesindeyim:

* "Aaa? Sen niye converse giymiyorsun?"
(aynen yaşanmıştır)

* Ya benim converse lerim eskidi...
(Dikkat! ayakkabı değil, converse... Markayı vurgulama psikolojisi!!)

* Ay şu çocuk çok tatlı... Converse leri de güzel!!!!
(Converselerin bir erkekte bakılacak ikinci şey olması...)

Dipnot: Converse giyen arkadaşlardan özür dilemiyorum, tüm convers camiasını aklı selime davet ediyorum...

Yeni Başlayanlar İçin Erasmus


Adım1: Gideceğiniz ülke kesinleştiği gün( Örn: Lizbon/Portekiz) facebook profil sayfanızın yaşadığı şehir kısmına Lizbon/Portekiz yazmayı kesinlikle ihmal etmeyin. Erasmus takriben 4 aylık bir süreçtir. Bu süreçten 3 ay önce ve erasmustan geldikten 3 ay sonrasında dahi Lizbon/Portekiz kısmını düzeltmeyin. Bu yazının yaklaşık olarak 1 sene boyunca profilinizde kalmasını sağlayın. Kişi listenizdeki herkesin sizin Avrupa görmüş süpersonik bir insan olduğunuzdan yeterince emin olduktan sonra isteğe bağlı olarak yaşadığınız şehir kısmını eski haline getirin.

Adım2: Erasmusa gitmeden önce arkadaş ortamınızı “ ay inşallah Türk’lerin çok olduğu bi yere gitmem! Ben yabancılarla takılmak istiyorum gibi diyaloglara gark edin.” Ortam içinde yeterince itici olduğunuzdan emin olduktan sonra gönül rahatlığıyla erasmus yollarına düşebilirsiniz.

Adım3: Oraya gider gitmez yapacağınız ilk iş kendinize facebook üyeliği bulunan yabancı bir arkadaş edinmek olsun. Çünkü bu arkadaşınızı listenize eklediğinizde “Hede Hödö ve Vladimir Ivanov arkadaş oldular” şeklindeki iletiler tüm arkadaşlarınız tarafından görülecektir.

Adım4: Facebook listenize eklemek yeterli midir? Tabi ki hayır… Mümkün olduğunca fotoğraflarına yorum yapıp, yazdığı saçmasapan manasız iletileri dahi beğenmeye çalışın. Beğenin ki: “Hede Hödö, Juan Pablo Carrusca’nın bağlantısını beğendi” şeklinde iletiler arkadaşlarınızın bültenlerinde yer bulsun…

Adım5: Kesinlikle ama kesinlikle msn iletileriniz Türkçe olmasın. Erasmus sürecinde pek tabi ki İngilizce iletiler kullanın. Türkiye’deki arkadaşlarınız size mesaj attığı zaman kesinlikle cevap vermeyin. Bu sizin için bir eksi puan olur. Tüm dikkat ve koordinasyonunuzu Lizbon’daki yabancı arkadaşlarınıza kanalize edin.



Adım6: Erasmusda edindiğiniz Türk arkadaşlarınızla dahi facebooktaki fotoğraf altı yorumlarında İngilizce mesajlaşın. Türkiye’deki arkadaşlarınızın attığı Türkçe mesajları görmezden gelip katiyen cevap yazmayın. Yeterince vefasız olduğunuzdan emin olduktan sonra bir sonraki adıma geçebilirsiniz.

Adım7: Ne kadar parti varsa hepsine iştirak edip, partinin tamamını eglenmeye değil, fotoğraf çektirmeye adayın. Önemli olan eğleniyor olmanız değil, arkadaşlarınızın sizi eğleniyor zannetmesidir. Fotoğraf çekip facebook a koymadığınız sürece gittiğiniz partinin bir ehemmiyeti olmayacaktır. Facebook albümünüzde en az 300 parti fotosunu bulundurmaya dikkat edin…

Adım8: Mutlaka ama mutlaka partilerde yabancı arkadaşlarınızla pek samimi fotoğraflar çektirin. Türk erkekleri/kızları yaptığında “kıroluk/bayağılık” olarak adlandıracağınız hareketleri Avrupalı arkadaşlarınız yaptığında cute, cool, sweet, lovely gibi sıfatlarla kalıplandırın.

Adım9: Eğer İtalya’ya yolunuz düşerse “Pisa Kulesi’nin eğik kısmını düzeltmeli” fotoğraf çektirmeyi kesinlikle ihmal etmeyin. Bunu yaparken çok yaratıcı ve komik olduğunuzu zannedin.

Adım10: Türkiye’ye dönüş zamanı yaklaştığında iletilerinizden “it’s time to move on :(” “i will miss all of you so much :(” gibi cümleleri katiyen çıkarmayın.

Adım11: Türkiye’ye, komik olduğunu zannettiğiniz bir çok sıkıcı anıyla dönün. Herkesin anıları deli gibi merak ettiğini, dinlemek için can attığını zannedin. Sürekli “burayla” “orayı” karşılaştırın. Arkadaşlarınızın sıkılıp konuyu değiştirme çabalarını görmezden gelin. Mezun olunca ilk işinizin “oraya” yerleşmek olacağı gibi asla gerçekleşmeyecek hayallerinizden bahsedin. Karşı tarafın bayıldığından emin olduktan sonra bir sonraki adıma geçin.

Adım12: En son adım erasmus görmüş bir insan olarak bu yazıyı yazan arkadaşınıza çemkirin. Ne kadar abartılı bir yazı olduğundan söz edin. Yorumunuzu yazıp gönderdikten sonra yaşadığınız şehir kısmında Lizbon/Portekiz yazdığını görüp, hemen değiştirin…

Tebrikler 12 adımda erasmus programını başarıyla bitirdiniz... :)